Leasing, kar payı caiz mi ?

Bir finans kuruluşu konutu alıyor, size kiralıyor ve 4 seneden az olmamak kaydıyla kira öder gibi ödüyorsunuz. “Leasing” denen bu işlem caiz mi ?
Leasing işlemleri veya ülkemizdeki terminolojiyle finansal kiralama işlemleri, kural olarak dinen caizdir. Ancak, yatırımcının kiralayacağı makine veya ekipmanı satın alma durumunda olan bu şirketler, diğer banka ve finans kurumlarından faizli kredi de kullanabilirler. Müşteriye kiralanan makine ve ekipmanın alımı faizli kredi ile finanse edilmiş olabilir. Zaten genellikle de durum böyledir. Bu durumda, sözkonusu işlem faize bulaşmış olur ve tabii ki faiz yasağı kapsamına girer.

Ancak, özel finans kurumlarının yaptığı leasing işlemleri için böyle bir tehlike sözkonusu değildir. Ancak diğer leasing şirketleri için yukarıda anlattığımız olumsuz ihtimal her zaman için varittir.

Faiz ile kâr payının farkı nedir?

 

Faiz, belirli bir miktardaki anaparanın belirli bir vadede, belirli bir oranda elde ettiği getiri olarak tanımlanabilir. Yani borç verenin (banka ya da özel kişi) vadeyi ve oranı belirlediği, alanın da kabul ettiği bir uzlaşma söz konusudur. Faizli uygulamalarda her iki taraf, üzerinde anlaşılan vade geldiğinde anaparanın dışında ne kadar vereceğini ya da alacağını bilmektedir.

Faizsiz çalışma esasına dayalı kâr payı ise, taraflarca belirlenen vadeye kadar ticari veya sınai bir ekonomik faaliyette kullanılan anaparanın elde ettiği kârın vadesi geldiğinde anlaşılan oranda taraflara dağıtılan kısmıdır. Tasarruf sahibinin Özel Finans Kurumları’na yatırdığı para, bu kurumlarca sağlam ve verimli projelerde kullanılmak üzere yatırımcılara piyasa şartları içerisinde oluşan kâr oranları ile belirli bir vade için kullandırılır. Vade sonunda elde edilen getiri, yani kâr, % 80’i tasarruf sahibine, % 20’si kuruma olmak üzere dağıtılır. Görüldüğü gibi, faizin aksine kâr payı esasına göre çalışan sistemde anaparanın vade geldiğinde ne kadar kazandıracağı belirli değildir. Kaldı ki, kredilendirilen projelerden zarar edilmesi de ihtimal dahilindedir. Faizli sistemde ise bu mümkün değildir, vade geldiğinde önceden taahhüt edilen tutar mutlaka anapara sahibine ödenmelidir. Kısaca ve basitçe belirtmek gerekirse, kâr payı ile faiz arasındaki temel fark, faizde anaparanın vade sonundaki kazancı taahhüt edilirken, kâr payında kazancın destek verilen projelerin verimliliğine göre oluşmasıdır.

Bankaların uyguladığı faiz, İslâm’ın yasakladığı faizden farklı mı?

 

Hemen her kesimden yorumcuların İslam’ın faiz yasağı aleyhine ileri sürdüğü nisbeten yeni savlardan biri de şöyledir:

“Kur’an’ın yasakladığı faiz, cahilliye döneminde yaygın olan, tüketim ihtiyacına yönelik, durmadan katlanan, zenginin yoksulu sömürmesine araç olan tefeci faizidir. Bugün bankaların çalışma yöntemlerinde ise bu olumsuz nitelikler yoktur, bu sebeple de modern banka ve malî kuruluşlar yasak kapsamına girmez.”

Faizcilik bakımından bankalarla tefeciler arasında öz olarak bir fark yoktur. Hatta ticari bankalar para ticaretini daha tam olarak yaparlar, çünkü tefeci genellikle sadece kendi sermayesini işletirken, ticari bankalar mevduat sayesinde sermayenin çoğunu halktan faiz karşılığı temin ederler. Ülkemizde bankaların ticarî kredi uygulamaları da pek düzgün değildir. Teminat olarak gayrimenkul ipoteğinin şart koşulması ancak servet sahibi kişilerin kredi kullanmasıyla sonuçlanmakta bu da zengin-fakir uçurumunun büyümesine katkıda bulunmaktadır. Azamî bir yıl vadeli olarak açılan bu kredilerde, müşterinin nakit akımı hiç nazara alınmaksızın yılda dört kez faiz tahsilatı yapılır. Enflasyon dönemlerinde bir de faiz ve anapara ödemelerinde gecikme olduğunda, kredi borcu kısa zamanda ikiye, üçe, hatta beşe, altıya katlanır. Yani borcun katlanması cahilliye devrine has bir mesele olmayıp, bugünün finans piyasası için olağan bir olaydır. Bunu sağlayan da bileşik faiz mekanizmasıdır.

Hülasa olarak, para ticareti (faizcilik) zamanımızda organize dev kuruluşları, gelişmekte olan ülkeleri bazen yağmalayan uluslararası kapital, ABD başta olmak üzere devletlere faizli borç sağlayan iç borçlanma senetleri, globalleşen finans piyasaları, off-shore banka denilen kara para aklama merkezleri, IMF ve Dünya Bankası gibi emperyalizme hizmet eden müesseseleriyle ve faize dayalı yüzlerce malî araçlarıyla zamanımızda geçmişle kıyaslanamayacak kadar muazzam boyutlarda ve acımasız biçimde cereyan etmektedir.

Hâl böyleyken, asrımız faizciliğinin İslâm öncesi cahilliye faizciliğine göre masum olduğunu ve faiz yasağı kapsamına girmediğini iddia etmek abesle iştigaldir.

 

 

 

Not:

Bu soru ve cevaplar, Sami Uslu’nun İslâmda Faiz yasağı ve

Çağdaş Finans adlı kitabından alınmıştır.

Yorum Yaz